Bir kediye en çok neresinden ölmüş denilmez.

  • "Her insanın bu dünyada bir ağacı vardır."


 İnsanların ruhunun, ağaçların gövdesinde saklı olduğuna inanan bir kadın. Bir gün rüzgardan deforme olmuş, gövdesi yeryüzüne dönük bir ağaç buluyor ve o ağacı gövdesine benzetirken buluyor kendini.

 Özne olmaktan çıkıp nesne haline dönüşen insan bedeninin ve postmodern dünyanın altın bileti olan, arzula tüket ve yeniden arzula diye tanımladığımız aşkın ikiyüzlülüğünü anlatırken Joe, filmin bir yerinde şöyle der;

 ”Aşk, kıskançlık katılmış şehvettir.”


 Nemfler tanrıçalardan farklı olarak doğayı taklit eden ilahi ruhlardır.
Ancak filmin anlatmaya koyulduğu, seksüel bağımlıkla birlikte artan şiddetin ve çöküşün hikayesidir. 

Güzel günler görmeyeceğiz. Kesin bilgi ve yaymana da zerre kadar ihtiyaç yok.

Yorgan altı anıtı

Çocukluğun o soğuk gecelerinde yaşım daha 12, annem hastalıkla boğuşuyor, baba desen ortalıklarda yok.
Her kokusunu duyduğumda boğazımı delen hastane odalarının birinde çürüyor annem.
Kırk sekiz gün boyunca ağırlıyor onu o ayağı kırık yatak. 
Ocağın sonuna doğru gelirken, yine bir gece. Ranzanın üst katında yatan ablam duyup, üzülmesin diye yastığı ısırarak ağlıyorum. Debelenip duruyorum yatakta. Uyku tutmaz olmuş.
Güç bela getirdiğim uykumun bir iki saat sonrasında, horozlar bile ötmeye yüz tutmamışken kapı öyle şiddetli çalıyor ki, haliyle uyanıyorum. Bir sevinç kapıya koşuyorum gelen annem diye, kapıyı açtığım anda karşımda gözleri kızarmış halam ve yüzü yere doğru eğilmiş amcamı görüyorum.
O an ne bir kelime duyuldu kapı eşiğinde, ne de bir ses. 
İçimden bir şeyler kopmuş gibi inleye inleye ağlamaya başladım. Her iki ablam da beni duyunca kapının önünde bitiverdiler. Büyük ablam anın ağırlığından, ”annem ölmedi değil mi?” diyerek halamın koynuna yapıştı. üç kardeş kapı önüne düşüp, ağlıyoruz. Ağlıyoruz çünkü başka ne yapılır bilmiyoruz.
Halam ablamı dürtüp ”anneni yoğun bakıma kaldırmışlar, seni almaya geldik” diyor. 
Halamı duyunca iki dakika öncesi eriyip gitmiş gibi, hüzün yerini umuda bırakıyor.
Ablam toparlanırken ona ”ya biz?” diye soruyorum. büyük ablam o zamanlar 16 yaşında.
Dönüp, ”orası çocuklar için uygun değil” diyor. Sen de çocuksun diyesim geliyor, demiyorum. Biliyorum ki üzülecek. Üzülmesindi ablam.
Akabinde ben ve küçük ablam uğurluyoruz onları. 
Olanlardan sonra uyunmaz biliyoruz, yemekte geçmez boğazdan. 
Dakikalar geçmek bilmiyorken babamı arıyorum telefondan, ”annem nasıl oldu?” diye soruyorum. 
”İyi, kızım” diye cevap veriyor. Sesi bir garip, duymamışım hiç böyle.
Telefonu kapattıktan sonra dayım çalıyor bu sefer kapıyı. Toparlanmamızı isteyip, bizi nineme götüreceğini söylüyor. Toparlanıp, arabaya biniyoruz. O her halükarda bizi güldürmeye çalışan dayımdan ses seda yok. Haliyle içim kötü oluyor. Sonra şüphelerimin yersiz olduğunu düşünüyorum.
Yol bitiyor sessiz sessiz.
Ninemlerin kapısına doğru yürürken, dayım beni kucaklayıp öpüyor yanaklarımdan. 
Kapıya yetişmeden bir sürü ayakkabı görüyorum. Kapıya yetişmeden bir sürü ağıt duyuyorum.
Dayımın beni daha sıkı tutmasıyla, o an anladım annemin yaşamadığını.
Çift çift ayakkabılardan ölüm haberi de alınırmış, bunu öğrendim o gün.
Meğer göğe toprağa değil, zamana değil annem ben yastıkları kemirirken gece göçüp gitmiş zaten.
Meğer ben babamı ararken, anneme toprak örtüyorlarmış.
Meğer çocukmuşuz daha, uygun görmemişler.

Kosova ve Sırbistan’da George Georgiou tarafından çekilen akıl hastaları.

Delirmelerin öteki duvarı.

Gözlerimizin altında üç delik:

  • Vahşet. 
  • Delirik.
  • İstenç.

 

Ben balıkçıları çekmekten çok hoşlanıyorum.
Onlarla oturmak, birlikte çay içmek, sohbet etmek çok zevkli.
Balıkçılar çok iyi insanlardır.
Fotoğrafın çok büyük bir gücü var. Ama insanlar fotoğrafa da bakmıyorlar. Hayata bakmayan fotoğrafta ne görsün?
İnsanlar renksizleşti.
Herkes modern kutuların içinde. Hava yok.
Çocuklar ona göre doğuyor.
Ben, insanlar baksın da etkilensin diye fotoğraf çekmiyorum.
Gördüğümü çekiyorum.
Kimisi görüyor. Kimisi görmüyor.

  • Ara Güler

Gövden ki varla yok arası Metin Ağabey,Senin bu dünyada yerin olmadı.Kuytu gövdeni saymazsak eğer.İyi ki vardın.

Gövden ki varla yok arası Metin Ağabey,
Senin bu dünyada yerin olmadı.
Kuytu gövdeni saymazsak eğer.

İyi ki vardın.

Hadi tekrar edelim: ”Katil devlet, hesap verecek.”
Önüne hesap konulmazsa hesabı vermeyecek. Bedava yiyecek içecek, semirerek büyüyecek.
Sonra denk geldiğinde bir daha öldürecek, bir daha.
Çünkü sokakta bir katil var.

Berkin’i ekmeğe gönderdiler.Gitti güneşi getirdi.

Berkin’i ekmeğe gönderdiler.
Gitti güneşi getirdi.

Butimar
Sedat Anar

Butimar kuşu, pers mitolojisinde efsanevi bir kuştur. Sıvı ihtiyacını deniz suyu ile karşılar. Denizi o kadar çok sever ki, deniz kıyısına konar, kanatlarını açar ve tek başına oturur denizi seyreder.
Denizin bir gün kuruyacağından korkar ve bu korku yüzünden hiç su içmez. En sonunda da susuzluktan ölür.

Ayrıca, Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabında da ” butimar ” öykünme konusu olarak yer almıştır:

Ben hep, dünyada susmaktan daha iyi bir şey yoktur, butimar gibi olan insan daha iyi insandır diye düşünürdüm. butimar, deniz kıyısına çöker, kanatlarını açar, oturur tek başına.
Ama ben hiç de öyle yapamam şimdi..”

  • Portakal:
  • Perdeler ağır, cisimler saydam.
  • İzole olmak istiyorum. Muaflık.
  • Vişne:
  • Portakal çok mantıklı. Bilemiyorum.
  • Portakal:
  • Vişne ağacımız vardı, öldü.
  • Kulaklarımız boş kaldı.
  • Dedem de öldü.
  • Özgür ne zaman ayağa kalksa ben oturuyorum.
  • Vişne:
  • Özgür, ağla.
  • Portakal:
  • Hayır iyiyim.
  • Özgür de iyi.
  • Ellerimiz bir, keşke buharlaşsam.
  • Keşke demekten nefret ediyorum.
  • Beyazlar çirkin, kalem tıraş sesi güzel.
  • Ama öyle olmuyor işte.
  • Bence kökleri silelim.
  • İnsan meyveli ağaçlar yetiştirmek istiyorum çünkü.
  • Ve domuzlardan fayton yapmak.
  • Her şey sinirli, her şey.
  • İsayı seviyorum.
  • Dünya çirkin, ölmek gerekiyor.
  • Bundan alıkoyan kendi ellerimiz değil.
  • Çünkü doğurtan el ile boğan el aynı gövdede.
  • O yüzden tecavüz ettim ona.
  • Koca bir porno film burası.
  • Ölünce üşüyeceğim.
  • Duvarlarla öpüşmek istiyorum Evin.
  • Vişne:
  • Duvarlara sarılırsan dökülürler bir bir.
  • İnsan bedenine hapsolmuş solucanlar vardır Özgür.
  • Toprağı deşerken seni buldum.
  • Sen de onlardansın.
  • Ölmüyorsun.
  • Ölüp ölüp doğuyorsun.
  • Benziyoruz biraz.
  • Ne bileyim.
  • Ten artık son bulmalı.
  • Portakal:
  • Çünkü sesler var.
  • Ama yine de olması gerektiği gibi.
  • Rezillik.